Anne ve Babasına Bakan Çocuğa Yapılan Taşınmaz Devri Muris Muvazaası Sayılır mı?

Anne ve Babasına Bakan Çocuğa Yapılan Taşınmaz Devri Muris Muvazaası Sayılır mı

A. Giriş 

Miras hukuku uygulamasında en sık karşılaşılan uyuşmazlıkların başında, mirasbırakanın bir taşınmazını belirli bir mirasçısına satış veya bakım akdi gibi göstererek devretmesi ve diğer mirasçıların bu işlemin muvazaalı olduğu iddiasıyla dava açması yer almaktadır. Özellikle anne ve babasına uzun yıllar boyunca bakan, birlikte yaşayan veya özel bakım hizmeti sunan çocuklara yapılan taşınmaz devirlerinin muris muvazaası sayılıp sayılmayacağı, Yargıtay kararlarıyla şekillenen ve her somut olayda ayrı değerlendirme yapılmasını gerektiren önemli bir hukuki tartışmadır. Bu yazıda, muris muvazaası kavramı, ölçütleri ve anne-babasına bakan çocuğa yapılan taşınmaz satışlarının hukuki niteliği, güncel Yargıtay içtihatları ışığında incelenmektedir.

B. Muvazaalı İşlem Nedir ?

Öncelikle muvazaalı işlemin ne anlama geldiğini açıklamak gerekmektedir. Muvazaalı işlem tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacı ile ve fakat kendi gerçek iradelerine uymayan ve aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmak hususunda anlaşmalarıdır, şeklinde tanımlanabilir. Muvazaa, mutlak ve nispi muvazaa olarak iki gruba ayrılmaktadır; mutlak muvazaada taraflar herhangi bir hukuki işlem yapmayı (oluşturmayı) istemezler, yalnız görünüşte bir hukuki işlem için gerekli irade açıklamasında bulunurlar; nispi muvazaada ise taraflar gerçekten belli bir hukuki işlem yapmak isterler, ancak onu saklamak amacıyla, bir başka hukuki işlemin kurulduğu görüşünü yaratmak üzere irade açıklamasında bulunurlar.

Taraflar ister yalnız bir görünüş yaratmayı, ister ikinci bir gizli işlem yapmayı arzu etmiş olsunlar, görünüşteki (zahiri) işlem tarafların gerçek iradelerine uymadığından, ilke olarak herhangi bir sonuç doğurmaz. Muvazaada görünüşteki işlemin her türlü hukuki sonuçtan yoksun olması, tarafların ortak iradelerinin bu yolda olmasından kaynaklanmaktadır.

C. Muris Muvazaası Nedir ?

İşbu yazımızın konusunu oluşturan ve “muris muvazaası” olarak isimlendirilen muvazaa türünün ise Türk Hukukunda büyük bir yeri ve önemi vardır. Muvazaa davalarının büyük bölümü muris muvazaasına ilişkin bulunmaktadır. Türk Borçlar Kanunu’nun genel hükmü dışında muris muvazaasına ilişkin bir düzenleme kanunlarımızda yer almamaktadır. Muris muvazaası kaynağını daha çok Yargıtay İçtihatlarından ve bilimsel görüşlerden almakta ise de esas kaynağını 1.4.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararı oluşturmaktadır.

1.4.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile “Bir kimsenin; mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapu sicilinde kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu sicil memuru önünde iradesini satış doğrultusunda açıklamış olduğunun gerçekleşmiş bulunması halinde, saklı pay sahibi olsun ya da olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçıların, görünürdeki satış sözleşmesinin Borçlar Kanunu’nun 18. maddesine dayanarak muvazaalı olduğunu ve gizli bağış sözleşmesinin de şekil koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek dava açabileceklerine ve bu dava hakkının geçerli sözleşmeler için söz konusu olan Medeni Kanunun 507 ve 603. maddelerinin sağladığı haklara etkili olmayacağına” karar verilmiştir. 1.4.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, mirasbırakanın tapulu taşınmazlarının temliklerinde yaptığı muvazaalı işlemlere ilişkindir.

Muris muvazaasında, mirasbırakan ile sözleşmenin karşı tarafı, aralarında yaptıkları bağış sözleşmesini genellikle satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile gizlemektedirler. Başka bir anlatımla, mirasbırakan ile karşı taraf malın gerçekten temliki hususunda anlaşmışlardır. Görünüşteki ve gizlenen sözleşmelerin her ikisinde de samimi olarak temlik istenmektedir. Ne var ki, görünüşteki satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesinin vasfı (niteliği) muvazaalı sözleşme ile değiştirilmekte, ayrıca gizli bir bağış sözleşmesi düzenlenmektedir. Görünüşteki sözleşmenin vasfı (niteliği) tamamen değiştirildiğinden, muris muvazaası aynı zamanda “tam muvazaa” özelliği de taşınmaktadır.

Muris muvazaasını öteki nispi muvazaalardan ayıran unsur ise mirasçıları aldatmak amacıyla yapılmasıdır. Daha açık bir anlatımla, 1.4.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği üzere bu muvazaa türünde mirasbırakan, mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapuda kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu memuru önünde iradesini satış veya ölünceye kadar bakma akdi şeklinde açıklamaktadır.

Bu nedenle, mirasbırakanın muvazaalı işlemi yaparken gerçek irade ve amacı mirasçılarından mal kaçırmak olmalıdır. Murisin mirasçılarından mal kaçırma amacının bulunmaması hâlinde 1.4.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının uygulama olanağı bulunmamaktadır.

Bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi de davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün, diğer bir söyleyişle mirasbırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır.

Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması ise genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.

D. Anne ve Babasına Bakan Çocuğa Yapılan Taşınmaz Devri Muris Muvazaası Sayılır Mı ?

Muris muvazaasında kritik husus taşınmaz satışı işleminin diğer mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla yapılmış olmasıdır. Uygulamada çoğunlukla anne ve babasına bakmayan, arası iyi olmayan, yeterince ilgili göstermeyen, ziyaret etmeyen çocuklardan mal kaçırmak amacıyla anne ve baba ile arası iyi olan, yeterli ilgiyi gösteren çocuğa anne ve babaya ait taşınmazlar satış gibi gösterilerek diğer kardeşlerden mal kaçırmak amacıyla bağışlanmaktadır. Bu durum davalarda en çok karşılaşılan husustur. Burada ilk bakışta her ne kadar muris muvazaası var gibi görünse de bu tarz davalarda mahkeme olabildiğince mirasbırakanın gerçek iradesini ortaya çıkarmaya çalışmalıdır. Bu sebeple mirasbırakan tarafından çocuğa yapılan her satış muvazaalı işlemdir gibi hatalı bir ön yargıya düşülmemelidir.

E. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 23.01.2020 Tarihli Kararının Değerlendirmesi

Tam da bu noktada Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 23.01.2020 tarihli kararında şöyle bir karar vermiştir. ‘’Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; davaya konu taşınmaz 1933 doğumlu muris … adına kayıtlı iken 08.07.2003 tarihinde ve 7.600.000.000TL bedelle muris tarafından davalı oğlu Hayrettin’e satış suretiyle temlik edilmiştir. Eldeki dava ise murisin diğer oğulları Nurettin, Abdurrahim ve Yücel tarafından açılmıştır.Dosyada dinlenen tanık beyanlarından; davalının evlendikten sonra anne ve babası ile birlikte yaşamaya devam ettiği, akciğer kanseri olması nedeniyle tedavi gören ve yine beş yıl boyunca cezaevinde kalan babasının bakım ve ihtiyaçları ile ilgilendiği gibi bu süreçte yatağa bağımlı olan annesine de baktığı anlaşılmaktadır. Tarafların kardeşi olan tanık Hamiyet Yıldız’ın beyanına göre mirasbırakan ölmeden önceki son dört yılını felçli olarak geçirmiş olup, ölünceye kadar anne ve babası ile birlikte oturan ve onların her türlü ihtiyaçları ile ilgilenen davalının, yaşlarının ilerleyip hasta ve bakıma muhtaç oldukları zor dönemlerinde de anne ve babasını yalnız bırakmayarak bakım ve ihtiyaçlarını temin ettiği, davacı çocuklarının ise gerekli ilgiyi göstermedikleri, ziyarete dahi gelmedikleri anlaşılmaktadır.

Olayların bu gelişimi; kanser tedavisi gören, beş yıl boyunca cezaevinde kalan ve ölmeden önceki son dört yılını felçli olarak geçiren murisin diğer mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla değil de davalı oğlunun gerek kendisi gerekse eşine o güne kadar sağladığı bakım ve desteğin yarattığı minnet duygusu ve yine ileride de bakacağı düşüncesiyle temlikte bulunduğunu göstermektedir. Nitekim, temlik tarihinden sonra da muris ve eşine davalının baktığı dosya kapsamı ile sabittir.

Diğer taraftan, cevap dilekçesi bir bütün olarak değerlendirildiğinde bakım savunmasında bulunan davalının, son dört yılını felçli olarak geçiren babasına sağladığı bakımın normal bir bakım olarak kabul edilemeyeceği, özel bir bakım ve destek sağladığı, böyle olunca eldeki davada davalının bu hizmetinin semen olarak değerlendirilmesi hukuka uygun düşeceğinden, yapılan temlikin ivazlı olduğunun da kabulü gerekmektedir.

Nitekim, Hukuk Genel Kurulunun 28.04.2009 tarihli ve 2009/1-130 E., 2009/150 K.; 16.06.2010 tarihli ve 2010/1-295 E., 2010/333 K. ile 23.05.2019 tarihli ve 2017/1-1263 E., 2019/603 K. sayılı kararlarında da özel bakım ve hizmetin semen olarak değerlendirilmesi gerektiği hususu benimsenmiştir.’’

Kararda davalı çocuğun evlendikten sonra da anne ve babasıyla birlikte yaşayarak onlara bakması, akciğer kanseri olması nedeniyle tedavi gören ve yine beş yıl boyunca cezaevinde kalan babasının bakım ve ihtiyaçları ile ilgilendiği gibi bu süreçte yatağa bağımlı olan annesine de bakmış olması, davacı çocuklarının ise gerekli ilgiyi göstermedikleri, ziyarete dahi gelmedikleri göz önüne alındığında mirasbırakanda oluşan minnet duygusu ve ileride de kendisine bakacağı düşüncesiyle yapılan taşınmaz satışının mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla olmadığı, nitekim taşınmaz devrinden sonra da davalının bakıma devam ettiği, bu sebeple taşınmaz devrinin söz konusu bakım ve ilginin karşılığı olarak yapıldığı, somut olayda özel bir bakım ve destek sağlanması sebebiyle bu bakım ve desteğin semen olarak kabul edilmesi gerektiği, bu nedenlerle muris muvazaası şartlarının oluşmadığı, davanın reddine karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir.

F. Karşı Oy Gerekçesi ve Değerlendirme

Kanaatimizce söz konusu karar çok yerinde olup hukuka ve hakkaniyete uygundur. Fakat bu karar oy birliği ile değil oy çokluğu verilmiş olup karşı oy bulunmaktadır. Karşı oyun gerekçesi ise ‘’ Mirasbırakanın, içinde oturduğu evi bulunan, tek gelir kaynağı olan taşınmazını, birlikte yaşadığı davalı oğluna satmasını gerektiren haklı ve makul bir nedenin varlığı kanıtlanamadığı gibi satın aldığı savunmasında bulunan davalının satış bedeli ödediği de kanıtlanmamıştır. Davalının, bakım karşılığı bedelin ödendiği yönünde bir savunması olmamasına ayrıca mirasbırakanın yatalak ve normali aşan bir bakım ihtiyacı içinde olduğu yönünde de savunma ve delil olmamasına rağmen mahkemenin bu gerekçeyle işlemin muvazaalı olmadığı görüşü HMK’nın 25. maddesine aykırıdır.

Belirtilen nedenlerle, mirasbırakanın küs olduğu davacı çocuklarından mal kaçırmak amacıyla tek malvarlığını davalı oğluna bedelsiz ve muvazaalı olarak devrettiği, devrin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunun davacı delilleriyle kanıtlandığı, yerel mahkeme kararının bozulması gerektiğini düşündüğümüzden, sayın çoğunluğun hükmün onanması yönündeki görüşüne katılınmamıştır.’’ Şeklinde belirtilmiş ise de somut olayın özelliklerine göre karşı oy gerekçesine katılmak mümkün değildir.

G. Sonuç

Anne ve babasına uzun yıllar boyunca bakan, özel bakım ve destek sağlayan çocuğa yapılan taşınmaz devri, her durumda muris muvazaası olarak kabul edilmemektedir. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre muris muvazaasının varlığı için mirasbırakanın gerçek iradesinin mirasçılardan mal kaçırmaya yönelik olması gerekir. Oysa bakım, ilgi, birlikte yaşama, özel hizmet ve minnet duygusu gibi olguların bulunduğu durumlarda yapılan temliklerin ivazlı işlem niteliğinde olduğu, yani bakım hizmetinin semen olarak değerlendirileceği kabul edilmektedir. Bu nedenle böyle uyuşmazlıklarda her somut olay kendi koşulları çerçevesinde titizlikle değerlendirilmekte, mirasbırakanın gerçek irade ve amacı tüm delillerle ortaya çıkarılmaktadır.

Muris muvazaası davaları, teknik yapıları ve ispat sürecinin kapsamı nedeniyle profesyonel hukuki destek gerektiren karmaşık davalardır. Taşınmaz devrinin gerçek niteliğinin tespit edilmesi, mirasbırakanın iradesinin doğru yorumlanması ve delillerin eksiksiz değerlendirilmesi için miras hukuku, gayrimenkul hukuku alanında uzman bir avukattan hukuki danışmanlık alınması en doğru yaklaşım olacaktır.