A. Giriş
Ceza yargılamasında maddi gerçeğe ulaşılabilmesi için delillerin serbestçe değerlendirilmesi ilkesi benimsenmiştir. Ancak bu ilke, her elde edilen bilginin mutlak surette delil olarak kabul edileceği anlamına gelmez. Ceza muhakemesinde esas olan, delilin hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş olmasıdır. Uygulamada sıkça karşılaşılan tartışmalı durumlardan biri de, tarafların telefon görüşmelerini hoparlör aracılığıyla üçüncü kişilere dinletmesi ve bu kişilerin tanık beyanlarının ceza davasında delil olarak kabul edilip edilemeyeceğidir.
Bu yazıda, cep telefonu hoparlöründen dinletilen konuşmaların ceza davalarında delil niteliği taşıyıp taşımadığı, Yargıtay uygulaması ve ceza muhakemesinin temel ilkeleri çerçevesinde değerlendirilecektir.
B. Ceza Davalarında Telefon Görüşmelerinin Delil Niteliği
Ceza muhakemesinde telefon görüşmelerinin delil olarak kullanılabilmesi, kural olarak hakim kararıyla ve hukuka uygun şekilde elde edilmesine bağlıdır. Hukuka aykırı olarak kayda alınan veya gizlice elde edilen telefon konuşmaları, Anayasa ve Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri gereğince kural olarak hükme esas alınamaz.
Ancak burada tartışılan husus, telefon görüşmesinin kayıt altına alınması değil, konuşmanın hoparlöre alınarak o ortamda bulunan üçüncü kişiler tarafından duyulmasıdır. Bu durumda, konuşmayı dinleyen kişilerin tanık sıfatıyla beyanda bulunup bulunamayacağı gündeme gelmektedir.
C. Hoparlörle Dinletilen Telefon Görüşmesi Hukuka Aykırı Delil Sayılır Mı?
Telefon görüşmesinin taraflardan biri tarafından hoparlöre alınması ve bu esnada üçüncü kişilerin konuşmayı duyması, teknik anlamda bir “gizli kayıt” niteliği taşımaz. Bu nedenle salt bu durum, otomatik olarak hukuka aykırı delil sonucunu doğurmaz.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken temel husus şudur:
Tanıkların beyanı, konuşmanın gerçekten hoparlör aracılığıyla duyulup duyulmadığı ve beyanların güvenilirliği ile doğrudan bağlantılıdır. Zira cep telefonu hoparlörünün açık olup olmadığının sonradan teknik olarak kesin biçimde tespit edilmesi mümkün değildir. Bu durum, kötüye kullanıma açık bir alan yaratmaktadır.
D. Yargıtay Uygulaması Ne Yöndedir?
Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 06.03.2015 tarihli kararında; katılanın cep telefonu hoparlörünü açarak yaptığı görüşmede sarf edilen tehdit ve hakaret içerikli sözlerin, o ortamda bulunan kişiler tarafından duyulduğunun beyan edilmesi karşısında, bu beyanlar hiç tartışılmadan verilen beraat kararının hukuka aykırı olduğu belirtilmiştir.
Yargıtay, bu kararında hoparlörden duyulan konuşmaların tanık beyanlarıyla desteklenmesi hâlinde mahkemece mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini, ancak hangi delile neden üstünlük tanındığının da gerekçeli biçimde açıklanmasının zorunlu olduğunu vurgulamıştır.
Önemle belirtmek gerekir ki Yargıtay, hoparlörden duyulan konuşmalara ilişkin tanık beyanlarını tek başına mahkûmiyet için yeterli kesin delil olarak kabul etmemektedir. Ceza Genel Kurulu’nun istikrarlı içtihatlarında da, yalnızca tanık beyanına dayanılarak ceza verilmesinin istisnai olduğu açıkça ifade edilmektedir.
E. Tanık Beyanı Tek Başına Yeterli Mi?
Ceza yargılamasında tanık beyanları önemli olmakla birlikte, tek başına ve şüpheye yer bırakacak nitelikteyse mahkûmiyet için yeterli değildir. Hoparlör aracılığıyla dinletilen telefon görüşmelerinde de tanık beyanlarının;
- Olayın oluş şekli,
- Taraflar arasındaki husumet durumu,
- Öncesi ve sonrası,
- Diğer delillerle desteklenip desteklenmediği
birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Aksi hâlde, yalnızca “duydum” şeklindeki beyanlara dayanılarak hüküm kurulması, masumiyet karinesi ve şüpheden sanık yararlanır ilkesiyle bağdaşmayacaktır.
F. Sonuç
Ceza davalarında cep telefonu hoparlörü aracılığıyla üçüncü kişilere dinletilen konuşmalar, mutlak surette hukuka aykırı delil olarak kabul edilmemektedir. Bu tür konuşmalar, tanık beyanlarıyla birlikte değerlendirilmekle birlikte, tek başına mahkûmiyet için yeterli kesin delil niteliği taşımaz. Mahkeme, somut olayın tüm özelliklerini, taraf beyanlarını ve mevcut diğer delilleri birlikte değerlendirerek gerekçeli bir karar vermek zorundadır.
Bu tür dosyalarda delilin hukuka uygunluğu ve ispat gücü, davanın sonucunu doğrudan etkileyebileceğinden, sürecin başından itibaren ceza muhakemesi konusunda deneyimli bir Ankara ceza avukatı ile hareket edilmesi, telafisi güç hak kayıplarının önüne geçilmesi açısından büyük önem taşımaktadır.
